Sunday, February 24, 2013

Ayın Teması - Şubat 2013



Silkele Bebeğim
“Silkele bebeğim, haydi, dön ve bağır” *
  *şarkı John Lennon tarafından söylenmiştir

Güney Hindistan’da küçük bir kasabadayım.  Hava boğucu.  Öğleden sonra olmuş ve ufacık, toprak zeminli  bir  odada, dört başka kişiyle beraber paslı metalden bir banka oturmuş doktoru bekliyoruz.  Arkadaşıma destek olmak için geldim.  Son bir haftadır kendini hiç iyi hissetmiyordu.  Bütün vücudunun ağırdığını söylüyor, canı yemek yemek istemiyor ve sabahları uyanmakta zorluk çekiyor. Sadece fiziksel olarak yorgunluk hissetmekle kalmayıp, aynı zamanda da duygusal olarak çökmüş hissediyor kendini, tekrarlayan bir “ne yararı var ki?” duygusu başının üstünde bir kara bulut gibi dolanıyor.  En sonunda doktor bizi ofisine çağırıyor.  Sorunun ne olduğunu soruyor ve arkadaşım da kendini nasıl hissettiğini anlatıyor.  Sonra doktor cevabını bildiğimiz bir soru soruyor:  Kendini daha iyi hissetmek istiyor musun? Ve arkadaşım buna “evet” diye cevap veriyor. “O zaman kalk ve ayaklarını aç, dik dur, kollarını aşağı sarkıt” diye emir veriyor, ve arkadaşım her ne kadar doktorun sesinin tonundan irkilmiş olsa da dediklerini yapıyor. “Şimdi titremeye ve silkelenmeye başla, sağ ayağını yerden kaldır ve silkele, sonra sol ayağını, şimdi herbir elini ve kolunu, başını silkele, çeneni rahat bırak, etrafta dolan, hareket et, yere yat ve yuvarlan, hareket et, vücudunu esnet, durma, şimdi ayağa kalk ve tüm vücüdunu silkele” diyerek bir taraftan da el çırpmalarıyla arkadaşıma tempo tutuyor.  O arkadaşımı bu şekilde hiç durmadan en az beş dakika boyunca hareket ettirip silkeletirken ben bir köşede oturmuş sadece izliyorum.  Sonra “Tamam, şimdi daha iyi hissedeceksin, 20 rupimi verin lütfen” diyor.  Ödeyip Ayurvedik klinikten çıkıyoruz- ikimiz de kontrol edemediğimiz kahkahalara boğuluyoruz.  Arkadaşım rahatsızlığından kurtuldu. Hastalığı üzerinden silkeleyip attı diyebiliriz.

Yoga’nın kardeş ilmi sayılan Ayurveda, bir hastalığı iyileştirmede başvurulacak ilk yol olarak çoğu zaman vücudunuzu silkelemeyi tavsiye eder.  Silkelenmek ilaç niyetine kullanılabilir.  İstemli bir silkelenmyele sadece kan dolaşımını değil, prana dolaşımını da hızlandırıyoruz – tüm hayatı oluşturan ve birbirine bağlayan evrensel enerji gücünü.  Prana aktığı zaman, etkileri kendini daha iyi hissetme, iyimserlik ve hatta ekstazi olarak hissedilebilir.  Silkelenmek, hayatın temel canlılığını ortaya çıkarmak için kullanılabilir: eski ve bilinçsiz varolma yöntemlerin silkeleniyor ve sonrasında amaçlarını tekrar belirleyebiliyorsun, ki temelinde kapatma fikri ve bunun pratikte uygulanması olan  kısıtlanmiş bir kültürde bu radikal ve devrimci bir davranıştan başka bir şey değildir- bu kapatma fikrinin bazı örnekleri, hayatımızda normal olarak gördüğümüz her şey olabilir: entegre tesislerdeki hayvanlar, kafeslerdeki kuşlar, tasmalardaki köpekler, atların üzerindeki eğer ve dizginler,  arazideki çitler, sıra sıra ekilmiş ağaçlar, bonsai ağaçları, barajlı nehirler ve aynı zamanda sıkışık apartman dairelerinde ve evlerde yaşayan insanlar, mülklerinin çizgileri kesin sınırlarla belli, tabi bir de giydiğimiz elbiseler ve ayakkabılar içinde hareket özgürlüğü engellenmiş bedenlerimizin kısıtlanmışlığı ve kapatılmışlığı var.

Yoga’nın amacı mokşa’dır, yani özgürlük.  Yoga uygulamaları sayesinde var olan kültürü parçalara bölebilir, ve gerçekte olduğumuz yabani varlıkları yeniden diriltebiliriz.  Yoganın gelişmesi artan şehirleşmeye karşı bir tepkiydi, ki bu şehirleşme hayvanları ve toprağı sömürmeye odaklanmıştı – evcilleştirerek, köleleştirerek ve kapatarak –  ve bu süreçte biz de evcilleştik, köleleştik ve kapatıldık.  Bugün birçok insan kendi bedenlerinin içinde hapsolduklarını hisseder ve dolu dolu bir hayat yaşamanın yollarını bulamazlar – kafalarında hapsolup  boyunlarından aşağı bedenlerinin bilgeliğini kabul etmezler ve sonuçta eğlence ve stimülasyonu tüketmekte bulmaya çalışırlar- alışveriş, televizyon, yeme ve içme, hepsi sadece bir şeyler hissedebilmek için.

Silkelenmeyi bir iyileştirme aracı olarak kullanmak yeni bir şey değil ve oldukça evrensel.  Nairobi yakınlarında bir Masai köyündeyken Masai savaşçılarının yukarı aşagı zıplayıp gülümsemeleri kahkahalara dönüşene kadar devam ettiklerini, ve bu yolla diğer hayvanlar, toprak ve gökyüzü ile tekrar bağ kurduklarına şahit oldum.  Pasifik Kuzeybatı Amerika kıyılarında, silkelenip titremeyi Tanrı’yla doğrudan bağlantı kurmanın yolu olarak uygulayan bir yerli Amerikalı Shaker ailesi ile yaşadım.   İstanbul’a gittim ve Sufi dervişlerinin ölüm korkusuyla yüzleşip bu korkuyu alt etmek için saatlerce döndüğünü gördüm.  Yine de bu örneklerin tümü maddeleştirilmiş, ritüelleştirilmiş dini deneyimler olarak görülmelidir – ki bunlar öngörülemeyen ve tahmin edilemeyenle – yabanıllıkla- tekrar bağ kurmak, onu hatırlayıp deneyimlemek isteyen eski yogiler ve şamanların uyguladıkları çok daha yabani silkeleme ve titreme partiklerinin gölgesinde kalır.  Bu yabanıllık bizim gerçek spiritüelliğimiz, sonsuza dek mutlu, ekstatik, özgür, çıplak, limitsiz, anarşik, sınırsız neşe – gerçek biz.

Yazan:  Sharon Gannon

No comments:

Post a Comment